KÜRE DÜNYA’MIZ

 

Dünya’nın şeklinin nasıl olduğu sorusu insanlık tarihi kadar eskidir. Bazı insanlar dünyanın düz olduğunu düşündüler hala daha düşünmekteler, bazı inanışlarda ise bir hayvanın üstünde tepsi şeklinde olduğu ve hayvan hareket ettiğinde depremlerin meydana geldiği yer aldı.

Yerküremizin bilimsel olarak araştırılması M.Ö.VI. yy. da  ünlü matematikçi Pisagor’un çektiği bir grup bilim adamı tarafından yapılmıştır.

M.Ö. III. yüzyılda İskenderiye’deki kütüphanenin ikinci müdürü olan Eratosthenes, yaz mevsimi ortalarındaki bir gün dünyanın çapını hesaplamıştır. Bu hesaplamayı gün ortasında güneş ışığının İskenderiye’ye geliş açısı ile, Aswan’in 750 km güneyi, yani Yengeç Dönencesi’nin bulunduğu yerdeki güneş ışığının geliş açısı arasındaki farktan, dünyanın yuvarlak olduğu ön kabulüyle hesaplamıştır.

THALES (TALES)

Milattan önce 6. yüzyılda Milet’te (Aydın) yaşamıştır. Thales, Dünya`nın daire şeklinde olduğunu ve etrafının sularla çevrili olduğunu düşünüyordu.

 PİSAGOR

Pisagor, Dünya`nın Güneş etrafında döndüğünü ve yuvarlak olduğunu ileri süren ilk kişiydi. Pisagor M.Ö 500 lü yıllarda Ay’ın yörüngesi boyunca hareketlerini ve Ay’ın son şeklini gözlemleyerek Ay’ın yuvarlak olduğunu da gösterdi. Pisagor “Ay yuvarlak ise Dünya’da yuvarlak olmalı” diye düşünüyordu. Pisagor dünyanın yuvarlak olduğunu savunuyordu, çünkü ay tutulması esnasında dünyanın ay üzerinde dairesel bir gölge oluşturduğunu gözlemlemişti.

ARİSTO

Milattan önce 4. yüzyılda Makedonya`da yaşamıştır. Gökyüzünde görünen takımyıldızlarıyla ilgili yaptığı gözlemler, ufukta eğrilik, bir geminin ufukta kayboluş biçimi gibi  kanıtlara dayanalarak dünyanın yuvarlak olduğunu açıkladı. Sonraki yüzlerce yıl boyunca Aristoyu takip eden diğer yunan filozofları Aristarchus ve Eratosthenes Dünya’nın büyüklüğünü ölçmekle ilgili çalışmalar yaptı.

M.Ö. 430’da, Anaxagoras güneş ve ay tutulmalarının gerçek sebebini belirledi ve ay tutulması sırasında Ay’ın Dünya üzerindeki gölgesinin şekli, Dünya’nın yuvarlak olduğunun kanıtı olarak kullanıldı.

BİRÛNİ (973-1048)

Orta Asyalı büyük Türk bilginidir. Dünya’mızın küreye benzediğini söylemiştir. Dünya`nın çapını bulmak için çalışmalarda bulunmuştur. Birûni`nin tespit ettiği değerler bugünkü rakamlara çok yakındır.

İDRÎSÎ (1100-1166)

İdrîsî, Dünya`nın küre şeklinde olduğunu düşünüyordu. İdrîsî`nin çizdiği Dünya haritası, o güne kadar bilinen en iyi Dünya haritası örneğidir. Onun çizdiği Dünya haritalarından Avrupalı kâşifler de faydalanmıştır. İdrîsî`nin haritalarının Amerika’nın keşfi sırasında Kolomb tarafından kullandığı düşünülmektedir.

CHROSTOPHER COLOMBUS

Kristof Kolomb Dünya`nın yuvarlak olduğunu kitaplardan okumuştu. 1492 yılında 3 küçük gemi ile birlikte yola çıktı. Devamlı batıya doğru gitti. Hindistan`a ulaştığını zannetti ama gittiği yer Amerika kıtasıydı. Eğer Dünya yuvarlaksa yönünü değiştirmeden başladığı yere tekrar geleceğini biliyordu. Ama bunu başaramadan öldü. Ancak gemilerinden biri yola devam etti. Dünya’nın çevresini dolaşmış oldu.

 GALİLEO GALİLEİ (GALİLE GALİLE) (1564-1642)

İcat ettiği teleskopla gök cisimlerini incelemiş, önemli astronomi keşifleri yapmıştır. Yaptığı gözlemlerle Kopernik`in “Dünya ve diğer gezegenler, Güneş’in etrafında dönüyor.” iddiasını desteklemiştir.

 FERDİNAND MAGELLEAN (MACELLAN)

Macellan, dünyanın çevresini dolaşan ve  ilk denizcidir. Bu seyahatleri sayesinde hem Dünya`nın yuvarlak olduğu ispatlanmış hem de Dünya’nın çevresinin uzunluğunu belirlemiştir. Macellan ilk deniz yolculuğuna 1505 yılında, henüz 25 yaşındayken çıktı. Keşif seferlerine ise 1512’de başladı. Macellan Güney Amerika‘daki boğazdan geçerek Atlas ile Büyük Okyanus’u birleştiren bir deniz yolculuğu yaptı. Bu yolculuk batıya ya da doğuya gidildikçe saat farkları olduğu kavramını ortaya çıkardı. Öncelikle denizciler için uluslararası bir saat sisteminin gerekli olduğu tartışmalarını başlattı. Döndüklerinde, dikkatle tutulan seyir defterine rağmen seyir defterindeki tarih ile yola ilk çıktıkları yerdeki tarihlerin birbirini tutmadığını fark ettiler.  Baharat Adaları’nın ötesine giderek tüm meridyenlerden geçen ilk insanlardan olmayı başardı.

1718 yılında Jacques Cassini (1677-1756) Dünyanın şeklinin yumurta gibi (elipsoid) olduğunu açıklamıştır.

 1687 yılında Sir  ünlü yapıtı ‘Principia’ sını (Doğa Yasalarının Matematiksel İlkeleri) ortaya koymuştur. Bu “İlkeler” adlı yapıtında; Yerküre’yi tutan kuvvetin gravite kuvveti olduğu ve merkezkaç kuvvetinin bir sonucu olarak, Dünyanın çapının ekvatorda, kutuplardakinden 1/229 kat daha fazla olması gerektiğini belirtmiştir.   Samuel B. Rowbotham, 1838’de İngiltere’deki Old Bedford nehrinde “Bedford Level Experiment” adındaki gözlemde suyun 20 santim üzerinde bir teleskop tutarak 6 mil (9.7 kilometre) boyunca ilerleyen ve sudan 0.91 metre yükseklikte olan direkteki bayrağı taşıyan bir botu gözlemlemiştir. Bot Welney Köprüsüne kadar gitmiş olup hep botu görebilmiştir. Eğer Dünya küre  olsaydı bu direğin en üst kısmı 3.4 metre daha aşağıda olması beklenirdi, böylece Dünyanın düz sonucunu çıkarmıştır.


Rowbotham’ın deneyine dair kitabında içerdiği illüstrasyon (Görsel Kaynak: Wikimedia Commons, George Davey, 1881).

 

Rowbotham bu deneyleri yıllarca  tekrarladı.1870 yılında Düz Dünya fikrini savunan John Hampden bu deneyi yeniden yaptı. Biyolog Alfred R. Wallace ile birlikte Rowbotham’ın ölçüm yöntemine atmosferik kırınımı hesaba katarak deneyi tekrarladığında Dünyanın küre olduğu sonucuna ulaşmıştı. Wallace’ın hesaba kattığı şudur: Su dolu bir kaba bir çubuk koydunuzda, suyun içinde çubuğun “kırınımını” görebileceksiniz. Aynı kırınım, Güneş ışınları atmosfere girdikten sonra da görülür. Bu“Atmosferik Kırınım” (Atmospheric Refraction) teleskopla baktığımızda uzaktaki cisim ışığın bu kırınımından dolayı görülebilir.

Atmosferik Kırınım olayının illüstrasyonu (Hazırlayan: Onur Yıldırım, 2017).

 

Rowbotham elde ettiği sonuçlarına dayanarak “Zetetik Astronomi” adını verdiği bir görüşü icat etti ve ilerleyen yıllarda ‘’Dünya küre değildir’’ (Earth Not a Globe) (1873) adlı bir kitap yazdı. O’na göre Dünya’nın düz olması doğruydu ayrıca Kuzey Kutbu Dünya’nın merkezinde yer alıyordu. Antarktika da Dünya’yı çevrelemekle, kenarları aşılamaz olan 45 m. yüksekliğindeki buz duvarları bulunuyordu. Güneş ve Ay yeryüzünden neredeyse 4800 kilometre yükseklikteydi ( Güneş’in Dünyadan çok daha küçük olduğu iddia edilir) ve evrenin kendisi de 5000 kilometre yüksekliktedir (“Kozmos” olarak bildiğimiz büyük yapı gökkubbemizden ibaretmiş) Bu iddialar modern astronominin İncil’le çeliştiği de öne sürülmüştür.

 

Düz Dünya fikri nasıl oluştu?

1956’da Samuel Shenton, IFERS’i (Uluslararası Düz Dünya Araştırma Topluluğu) kurdu. 1971 Charles K. Johnson topluluğun başına geçtikten sonra 2001 yılında topluluk dağılmıştır. 2004 yılında Daniel Shenton topluluğu bir site üzerinden yeniden canlandırmıştır. Ancak Shenton Dünyanın düz olduğuna inanmış, Evrim Kuramı’nı ve insan kaynaklı iklim değişikliğini kabul etmektedir. İklim değişikleri verilerin bir kısmının bizzat eleştirdikleri NASA’dan almış olması çelişkili bir durumdur.

Düz Dünya fikrini savunanlar NASA’nın Dünya ile ilgili fotoğraflarını Adobe Photoshop ile oluşturulduğunu, insanoğlunun Dünya Yörüngesini aşamadığını dolayısı Ay’a gidilmediğini ve gezegenimizin altında gizli üsler kurulduğunu savunuyorlar. Uzun bir zamandır var olan bu iddiaların yeniden gündeme gelmesi B.o.B lakaplı ünlü rapçinin Dünyanın düz olduğuna inandığını söylemesiyle gerçekleşmişti. Daha sonra ise astrofizikçi Neil de Grasse Tyson’ı hedef alarak “Flatline” (Düz Çizgi) adlı bir şarkı çıkarttı. Gerçekten çok komik şeyler bunlar.

 

Azimutal eşit uzaklıklı harita izdüşümü. Çoğu Düz Dünya savunucusu bu haritayı bir kanıt olarak görmektedir (Görsel Kaynak: Wikimedia Commons, Strebe, 2011).

Küre Dünya Kanıtları

Dünya’nın Ay Üzerindeki Gölgesi

Antik Yunan’da Dünyamız ile yakından ilgilenen Aristo (MÖ 384-322), Ay tutulmaları sırasında ilginç bir şeyle karşılaşmıştı. Ay tutulmaları Dünya’mızın Güneş ile Ay’ın arasında yer alması ile gerçekleşir. Ay’ın yüzeyindeki karanlık yüzey aslında Dünya’mızın Ay’ın üzerindeki gölgesidir. Bu da Dünya’mızın eğriliğini açıkça koyan kanıtlardan sadece biridir. Dünya düz olsaydı bu gölge eğri olamazdı. Dünya’nın şekli konusunda en uygun tanım “Kutupları Yassılaşmış Küremsi” (Oblate Spheroid) şeklidir.

“Kanlı Ay” ile sonuçlanan Ay tutulmasının evreleri (Görsel Kaynak: Pixabay sitesi).

Dünya düz olsaydı  farklı noktalardan Ay’ın her yüzü görülebilir olmalıydı, ancak yapılan gözlemlerde böyle bir şey söz konusu bile değildir. Çekim kuvveti sebebiyle Ay’ın daima aynı yüzüne bakarız.

Düz Dünya modeline göre Ay-Güneş konumları üstteki şekildeki gibi Güneş’in bu şekilde kısmi aydınlatabilmesi için bir küre değil, el feneri şeklinde olması gerekirdi. Çünkü Güneş’in küresel olması Düz Dünyanın her tarafını aydınlatmasına neden olurdu. El feneri şeklinde de olması bile diğer ülkeler tarafından görünemeyeceği anlamına gelmez ve Ay’ın geceleri nasıl parladığını da açıklamaz (Görsel Kaynak: Anonim).

Denizdeki Gemiler ve Ufuk

Kıyıdan ufka baktığımızda ufuktaki geminin tamamının birden bire görünmediğini ve sanki denizin içinden yükseliyormuş gibi yavaş yavaş belirdiğini görürüz. Dünya Düz olsaydı uzaktaki gemi birden görünürdü. Karasal gözlemler deniz suyu gibi akışkanlar üzerinde yapılan gözlemlerden farklıdır. Su bulunduğu kabın şeklini kusursuz bir şekilde alır. Karalarda ise girinti çıkıntılar olabilir. Dolayısıyla ufukta görülen bir araba, yüzey şekillerinden etkilenir. Gemi içinse aynı durum farklıdır. Bütün gemilerin önce bacalarının, sonra gövdelerinin görüş alanına giriyor olması, denizlerin Dünya’nın şekline uygun bir biçimde kıvrımlı olmasındandır. Dünyanın Düz olduğunu savunanlarının iddialarında bu nedenle çoğunlukla suyu (deniz, göl, nehir vb) ilgilendiren şeyleri öne sürdüklerini görebilmektesiniz, Bedford Deneyi de bir nehrin üzerinde yapılmıştı.

                                             Ufukta görüş hizası (Hazırlayan: Akdeniz Akman, 2017).

Değişen Takımyıldızlar

Bu gözlemi ilk kez yapan Aristo, Ekvator’dan uzaklaştıkça takım yıldızların değiştiğine bakarak Dünyanın Küre olduğu belirtmişti. Mısır’dan dönüşünde, “Mısır ve Kıbrıs’ta kuzey bölgelerde görülmeyen yıldızlar görülmektedir” demişti. Bu ancak insanlar yuvarlak bir yüzeyde yaşıyorlar ise görülebilecek bir durumdur. Ekvator’dan uzaklaştığımızda  takımyıldızlar da bir o kadar ufuk çizgisine doğru gidecektir ve yerlerinde yeni yıldızlar görülecektir. Dünya Düz olsaydı Dünya üzerindeki her bir noktadan birebir aynı gökyüzünü görürdük.

Takımyıldızların görüş alanı. Soldaki  D.D., sağdaki ise K.D.’yi temsil etmektedir (Hazırlayan: Akdeniz Akman, 2017).

Çubuklar ve Gölgeler

Güneşli bir havada yere iki çubuk yerleştirelim. Dünya Düz olsaydı çubuklar birbirlerinden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, gölgeleri birebir aynı uzunlukta olurdu. Ama tam aksine, birbirinden birkaç kilometre uzaklıkta, birebir aynı şekil, doğrultu ve yönelimdeki iki çubuk için bile birbirinden farklı uzunluklarda iki gölgeyle karşılaşıyoruz. Düz Dünya doğru olsaydı, Güneş ile Dünya arasındaki mesafe iki çubuk arasındaki mesafeden yüz binlerce kat fazla olacağı için farklı bir gölge uzunluğu göremezdik.

    D.D. ve K.D. yeryüzlerinde çubukların oluşturacakları gölgeler (Hazırlayan: Akdeniz Akman, 2017).

 

Daha Yüksekten, Daha Ötesini Görmek

Bir arazide dürbünle ileriye bakalım. Daha uzağı görebilmek için daha da yükseklere çıkarız. Ufuktaki gemi aklınıza gelsin ama bu sefer günbatımını düşünün. Sahilde uzanırken Güneş batıyor ve birden kayboluyor. O sırada yükseğe, zamanında çıkarsak  günbatımını tekrar izleyebiliriz. Dünya Düz olsaydı bu mümkün olmazdı.

Diğer Gezegenler

Tüm gezegenlerin düz olmayıp Dünyayı düz görmek tümüyle bilime aykırıdır. Bugüne kadar geliştirdiğimiz ve çalıştığını tekrar tekrar ispatladığımız sayısız astronomi ve jeoloji bilgimizin yanlış olduğunu ispatlamayı gerektirirdi. GPS ve koordinat sistemi gibi bir çok teknolojinin de aslında çalışmadıklarını iddia etmemiz ve mevsimler ile rüzgar yönleriyle ilgili bildiklerimizi değiştirmemiz gerekirdi. Bu bilgilerimizi değiştirecek hiç bir bilimsel sonuç yok. Gezegen ve sistemlerin şekilleri kütle çekimi tarafından belirlenir. Evrenin dokusu ve kütle çekimi bildiğimiz şekliyle çalıştığı sürece bırakın Dünya’nın düz bir gezegen olmasını, evrende düz bir gezegenin oluşması bile olanaksızdır.

Farklı Saat-Dilimlerinin Var Olması

Çin’de, ABD’de ve Türkiye’de şu an saat aynı değildir. New York’ta saat öğlen 12.00 iken Güneş gökyüzünün tam ortasında bulunur, aynı zamanda Beijing’de (Çin) ise saat gece 24.00 dır. Güneş hiçbir yerde görülmemektedir. Farklı zaman dilimlerinin var olma sebebi Güneş’in Dünya’nın bir tarafını aydınlatırken Dünya’nın diğer tarafının karanlık kalmasından dolayıdır, bu da Dünya’nın şekli yüzündendir. Düz Dünyada Güneş bir spot ışığı gibi görünürdü ve doğup batana kadar doğudan batıya kadar herkes onu görebilirdi.

Çekim Kuvvetinin Merkezi

Bir kürenin kütle merkezi kürenin tam merkezinde bulunur. Kürenin şekli ve dönmesi kütle çekimini oluşturur ve  bizi yüzeyin neresinde olursanız olun kürenin merkezine doğru çeker. Ancak düz olan ve dönen bir Dünya’da kütle merkezi yine merkezde olmak zorunda olduğu için kenarlara doğru gittikçe üzerimizdeki kütle çekimi giderek artacaktır. Düz bir yolda hiç durmadan Dünya’nın kenarına ulaşana kadar koştuğunuzu düşünün. Üzerinizdeki çekim kuvveti öyle artacaktır ki, düz bir yolda koştuğunuz halde sanki eğimi giderek artan bir yokuşu çıkıyormuş gibi hissedersiniz. Sanki düz olan Dünya’nın merkezinde bir çubuk var ve o çubuğa elastik bir iple bağlısınız. Ancak gerçekte durum böyle değildir. Bir elma Türkiye’de yere nasıl düşüyorsa Avustralya’da da aynı şekilde düşmektedir. Bunun tek açıklaması Dünyamızın küre olmasındandır. Düz Dünya fikri savunucuları en büyük argümanlarını sıklıkla çekim kuvvetine dair eksik görüşlerine dayandırmaktadırlar, bununla birlikte astronomi ile ilgili bazı yanlış anlaşılmalar üzerine odaklanmaktadırlar. Özetle temel fizik konusunda bilgisizdirler.

Düz Dünyacıların İddiaları:

1)Küre Dünya olsaydı, yolculuk boyunca uçaklar her birkaç dakikada bir burunlarını aşağıya eğmeleri gerekirdi.”

Zaten uçuşlar da böyle olmaktadır, bunu herhangi bir pilota teyit ettirebilirsiniz.

2) “Küre Dünya olsaydı uçaklardaki jiroskopların eğilmesi gerekirdi.”

Bu çekim kuvvetinin tek yönlü çalışması demektir. Bu kesinlikle yanlıştır, çünkü tam aksine çekim kuvveti Dünya’nın merkezine doğru olduğu için jiroskop görevini düzgünce yapmaktadır (uçaklarda jiroskop elektroniktir). Eğer uçak, Dünya’nın atmosferinden dışarı çıkıp uzaya gitseydi işte o zaman jiroskobun eğildiğini görebilirdiniz. 2017’de Düz Dünya görüşünü kanıtlamak isteyen bir kişi uçağa bir su terazisi alıp kayda çekerek hiçbir değişimin olmadığını göstermek istemişti, ancak bu değişim Küre Dünyanın neresine uçulursa uçulsun görülemezdi zaten, çünkü su terazisi görevini yapmaktadır, o da çekim kuvvetine uyar. Çekim kuvveti ile ilgili çok sayıda yanlış anlaşılma var, örneğin Dünya’nın dönüş hızını hesaba kattığınızda neden havaya zıpladıktan sonra tekrar aynı yere düştüğünüzün yanıtı fiziksel olarak açıklanabilir, ancak Dünya birkaç saniyeliğine durmuş olsaydı yer çekimi olmayacağından  bir felaketle karşılaşabilirdiniz çünkü eylemsizlik durumunda hepiniz olduğunuz yerden ileriye fırlardınız.
D.D. ve K.D.’de çekim kuvvetine dair bir anlatım. Düz bir Dünya’ya tepeden bakınca da çekim kuvveti merkeze doğrudur, ancak bu durumda bahsi geçen jiroskop iddiasında olduğu gibi herhangi bir eğilmenin gerçekleşmemesi için çekim kuvvetinin buradaki illüstrasyonda gösterildiği gibi dağılımlı olmalıdır (Hazırlayan: Arsel B. Acar, 2017).

 

Düz Dünyacılar  bu tarz iddiaları yayabilmekte, uzun yazılar, hesaplamalar ve videolar hazırlayıp, ortada bir NASA (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) komplosu olduğuna dair fikirler sunmaktadırlar. İddialarını desteklemek amacıyla  dini referanslara da dayandıkları görülmekte, kutsal kitapların (Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an-ı Kerim gibi) Dünya’nın düz olduğunu belirten ayetler olduğunu söylemektedirler.

 

3) Dünya hareket ediyorsa ve Güneş’in etrafında dönüyorsa o zaman yıldızların rastgele yönlere gittiklerini görmeniz gerekirdi. “Jeosantrizm” (yani Dünya-Merkeziyetçi) görüşüyle benzerlikler taşıyan “Hareketsiz Dünya”  (Stationary Earth) görüşü günümüz bilimsel araştırmalarında geçerli değildir. Foucault Sarkacı Dünya’nın döndüğünü açıkça ortaya koymaktadır.  Ay’a bakıp ardından şehrin bir ucundan diğer ucuna yürüyelim. Bir kez daha baktığınızda Ay ne kadar yer değiştirmiş olacaktır? Fark edilemeyecek kadar az bir oranda, hareket etmediğini bile düşünebilirsiniz.  Eğer kameralı teleskobu bir noktadan gökyüzüne doğrultup bir sene boyunca kayıt yaparsak her bir “mükemmel daire”nin şekillerini bilgisayar ölçümleri yaparak görebiliriz.

 

4) Dünya’dan görüntülenen Ay ile Ay’dan görüntülenen Dünya’nın boyutları arasında fark var, biri diğerinden daha yakın gözüküyor, öyleyse bu fotoğraflar sahtedir.”

Bu çekimle ilgili bir durumdur. Kameranız ile zom yaparsanız Ay’ı olduğundan daha büyük gösterebilirsiniz. Eğer Dünya’dan ve Ay’dan çekilen fotoğrafları görülen eğriliklerine göre orantılayıp karşılaştırırsanız, boyutsal olarak farksız olduklarını görürüz.

 

5) “Dünya’yı gösteren videolarda bulutlar hareketsizdir.”

Daha yakından incelenirse bulutlar hareket etmektedir, sadece dışarıdan bakıldığında Dünya’nın dönüş hızına oranla oldukça yavaş hareket ettikleri görülür.

 

6) “Bütün bu tartışmaları Hubble Uzay Teleskobunu Dünya’ya döndürüp iyice yakınlaşarak canlı çekimle bizim haksız olduğumuzu kanıtlayabilirlerdi ama bunu yapmıyorlar.”

Hubble yakında olanı değil uzakta olanı görüntülemek için tasarlanmıştır, üstelik canlı yayın yapmamaktadır. Her iki gözümüzle burnumuzu görürüz,  burnumuz bu kadar yakın iken üzerindeki bütün detayları göremiyoruz. Bulanık görürüz.  Burada “odaklanma” söz konusudur, Hubble’ın odağı da bizi görüntülemek için değil, evrendeki büyük yapıları görüntülemek içindir.

 

7)“NASA, çektiği fotoğrafların üzerinde oynamalar yapmaktadır.”

NASA birçok fotoğrafın üzerinde oynama yapmaktadır, bir şeyler sakladığından değil, oradaki detayların daha iyi görünebilmesini sağlamak için. NASA yetkilileri bile gerekli detayları vermektedirler. Gizleyecekleri bir şey olsaydı bu detayları paylaşmazlardı. Örneğin, Cassini uzay aracı Satürn gezegeninin ayları olan Titan ile Dione’nin görüntülerini çekmişti. Bunu yaparken üç farklı lensten (yeşil, kırmızı ve mavi) çekilen görüntüler daha sonra birleştirilerek (kompozit), gerçek renkleri ( true-color) yansıtan bir görüntü elde edilmişti.

 

8) “Bir NASA çalışanı fotoğrafların sahte olduğunu ve Dünyanın Düz olduğunu itiraf etti.”

Robert Simmon’ın 2012’de yaptığı röportajda “Goddard’da (Uçuş Hava Merkezi) işinizin bir parçası olarak yaptığınız en havalı şey nedir?” sorusuna verdiği cevap aşağıdadır:

“Alçak Dünya yörüngesinin üzerinden bütün yarım küreyi (kürenin bir tarafını) gösteren bir fotoğraf en son 1972’de Apollo 17 görevi sırasında çekilmişti (Fotoğraf Nu: AS17-148-22727). NASA’nın EOS (Dünya Yörüngesindeki) uyduları Dünya’nın sağlığını kontrol etmek için tasarlanmışlardı. 2002’de nihayet bütün Dünya’yı gösterebilecek kadar veri elde etmiştik. Böylece işe koyulduk. İşin en zor kısmı dört aylık uydu verileriyle Dünya yüzeyinin düz haritasını yaratmak olmuştu. Artık İsviçre Federal Meteoroloji ve Klimatoloji bölümünde olan Reto Stockli işin çoğunu üstlenmişti. Ondan sonra düz haritayı bir topun etrafına sardık. Benim görevim yüzeyi, bulutları, denizleri ve insanların Dünya’nın uzaydan nasıl görünmesi gerektiğine dair beklentilerini entegre etmekti. Bu top daha sonra ünlü Mavi Misket olarak tanınmıştı. Bununla mutluluk duymuştum ama ne kadar yaygın olacağına dair hiç fikrim yoktu. Hiçbir zaman bir ikon haline geleceğini düşünmemiştik. Hiçbir zaman “Bay Mavi Misket” (Mr. Blue Marble) olarak tanınacağımı düşünmemiştim. O zamandan beri temel haritaları çözünürlüğü arttırarak güncelleştirdik ve 2004 için aylık olarak haritalar dizisi hazırladık.”

Kısacası Simmon burada “Mavi Misket” öyküsünün nereden kaynaklandığını söylemiştir. Küresel olan fotoğrafları aynı karede göstermek için düz hale getirdiklerini anlatmıştır. Goddard’ın görevine nasıl yardımcı oldunuz?” sorusuna şu cevabı vermişti:

“Benim rolüm Dünya bilimleri verilerinden görseller oluşturmaktır. Verileri resimlere çeviririm. NASA’nın eşsiz yeteneklerini gösterecek şekilde NASA’nın uyduları tarafından görülen ya da en son verilerin içerisinde gizlenen yeni ve ilginç olayları arıyorum. Bir şeyler bulmak en eğlenceli kısımdır. Verileri oluşturmak için mühendislere ve bilim insanlarına güveniyorum. Onların güvenilir, gerçek zamanlı, bir günde 1.7 terabaytlık akışı inanılmazdır bu günde 3000 CD üretmek gibidir. İlginç şeyleri nerede arayacağımızı biliyoruz çünkü her bir araç özelleştirilmiş bir tür veri sunmaktadır. Böylece belirli bir şey arıyorsam, nereye bakacağımı biliyorum. Örneğin, yakın zamanda Kızıldeniz’de bir volkan patlaması yaşandı. Buna dair en güvenilir görüntü NASA’nın uydularından gelmişti. Yeni bir adanın yaratıldığını açıkça doğrulayabilmiştik. Ekibimiz sırf iletişim üzerinedir. Veriyi kullanılabilir ve anlaşılabilir bir şekle dönüştürüyoruz. Yazarlarımız ve görselleştiricilerimiz bizlere neler gördüklerimizi açıklarlar ve ağ (Web) geliştiricilerimiz de tüm dünyayla bunları paylaşır.”

Üstelik mavi misket lakabıyla bilinen Dünya’ya dair görüntüler sadece NASA’dan gelmiyor. Rusya’nın Elektro-L uydusu, Avrupa’nın MSG-3 uydusu, Japonya’nın Himawari-8 uydusu ve Çin’in Chang’e-5 uzay aracından da muhteşem görüntüler elde edilmiştir. NASA Düz Dünyayı gizliyor ise diğer ülkeler neden gizlesin? Burada gizlenecek bir şey yok çünkü Dünya küre.

 

9) “Antarktika’da uçuş yasağı ( No fly-zone) var” ya da “Antarktika’ya gitmek yasaktır, bir şey saklıyorlar çünkü.”

Bu iddialar da gerçek dışıdır. Örneğin 2013-2014 seneleri arasında Antarktika’ya yolculuk yapan kişilerin sayısı IAATO (Uluslararası Antarktika Birliği ve Tur Operasyonları) verilerine göre 37,045 kişiydi. Bu yolculuklar gemilerle ve ticari uçaklarla da yapılmaktadır. 26 Kasım 2015’ ALE (Antarktik Lojistik ve Seferleri) tarafından organize edilen yolculukta bir Boeing 757 yolcu uçağı ilk kez Antarktika’ya iniş gerçekleştirdi. Bununla beraber Antarktika’da Amundsen-Scott Güney Kutup İstasyonu gibi pek çok ülkeye ait sayısız araştırma istasyonlarının kurulmasıyla birlikte Antarktika’ya birçok sefer de yapılmıştır. Bu istasyonların yerleri bellidir ve buralara ait birçok sayıda fotoğraf da paylaşılmıştır. Türk akademisyenlerimizin de Antarktika’ya yeni üs için gidip incelemeler yaptıklarını biliyoruz. TAKBAM’ı (Türkiye Antarktika Kutup Bilimsel Araştırma Merkezi) ve İTÜ’nün kutup araştırma merkezi olan PolRec ekibinin Antarktika’da Türkiye Bilimsel Araştırma Üssü çalışmaları vardır.

 

10)“Küre Dünyanın farklı noktalarında dönüş hızı da farklıdır, yani Ekvator’daki dönüş hızı saatte yaklaşık 1670 kilometredir, kutuplara gidildikçe bu hız azalır. Bu durumda daha yavaş dönüş hızı olan bir yerde yaşayan insan uçakla daha hızlı dönüş hızı olan bir yere gittiğinde bunu hissetmez mi? Uçağın kendisi de Dünya’nın dönüş yönünde saatte 800 kilometre hızla gidince aslında gitmesi gereken yere dönüş hızıyla beraber saatte 2470 kilometre hızla gitmesi gerekmez mi?”

Bu yanlış anlaşılmaktadır. “Neden uzaya fırlamıyoruz ? Öyleyse Dünya dönmüyor” şeklindeki argümanla birlikte kurulur, oysa sizi uzaya fırlatmak isteyen kuvvetin kendisi Ekvator’da size uygulanan çekim kuvvetinin sadece %0.3’ü kadardır. Bu etki kutuplara doğru gittikçe azalır. Yani Dünya dursaydı, %0.3 oranında daha ağır hissederdik. Ekvator’un tam üzerinde sabit durduğunuzda, Dünya’nın dönüşüyle aynı noktaya ulaşmanız 24 saat sürecektir. Güney Kutbu’nun birkaç adım gerisinde bekleyip sabit durduğunuzda, yine aynı noktaya gelmeniz 24 saat sürecektir (Açısal Hız söz konusudur). Ekvator’da Dünya’nın çevresi kadar dönmüş iken Güney Kutup’ta küçük bir daire kadar dönmüş oluyorsunuz. İşte hız farkı bu nedenledir. Üstte yazılan iddiada “atmosferin” kendisi unutulmaktadır, çünkü bahsi geçen hız sadece Dünya’nın yüzeyi için geçerli değildir (Açısal Momentumun Korunumu söz konusudur) Kısacası pistte bekleyen bir uçağın hızı 0 km/s değildir, bulunduğu yerde Dünya’nın hızıyla aynıdır. Bu durumda Ekvator’dan kalkan bir uçağın hızı zaten saatte 1670 kilometreyle başlamaktadır ve batı ya da doğu yönüne göre hızı değişmektedir, bu durumda uçağın “kendisi” saatte 800 kilometre hızla giderken toplamda saatte 1670 + 800 = 2470  kilometre hızla gitmektedir. ( Görelilik Kuramı ile  Vektörler söz konusudur.) Bu durumda uçağın “kendisi”nin saatte 2470 kilometre hızla gitmesine gerek yoktur. Uçak, Dünya’nın dönüş yönüne ters istikamette gitseydi bu sefer saatte 1670 – 800 = 870 kilometre hıza sahip olurdu. Elbette işin içinde hava sürtünmesi, rüzgar yönleri gibi birçok etki de bulunmaktadır. Ayrıca “Coriolis Etkisi”ne de olur. Uçaktaki hostes gelip size bir kahve koyduğunda, sabit gibi görünen o kahve uçakla beraber havada saatte 800 kilometre hızla gitmektedir. Siz de içinde yer alan bir yolcu olarak uçakla aynı hızda gitmektesiniz. Bulutları bir referans noktası olarak seçerek bir yöne doğru gittiğinizi anlayabilirsiniz, ancak referans noktanız yoksa yerinizde sabit olduğunuzu düşünebilirsiniz. Bu durumda uçak hızı = yolcu hızı > bulut hızı olurdu. Siz uçakla aynı hızla gidiyorsunuz ve bulutlardan daha hızlısınız. Bulutlarla aynı hızda gidiyor olsaydınız, yine havada öylece asılı kaldığınızı sanırdınız.

Siz aracınızı sabit bir hızla sürerken de yerinizde sabit hissetmektesiniz. Ancak aniden kaza yaptığınızda ya da hızlandığınızda bu değişimi hissedersiniz (Newton’un Hareket Yasası’ndaki F = m.a formülü) “Hissettiğiniz” şey hızın kendisi değil, ivmenin kendisi olmaktadır. Havanın ve hatta denizin ve neredeyse her şeyin kendisi de yüzeyle birlikte döndüğü için, bu yüzden kutuplara gittiğinizde “yavaşlıyoruz gibi hissediyorum” demiyorsunuz. Ancak Dünya birden ivmelenseydi ya da dursaydı bunu hissederdiniz, hatta birden hızının 25 katına çıksaydı işte ancak o zaman uzaya fırlardınız. Düz Dünya savunucuları bu gibi temel fizik kurallarını hesaba katmadıklarından dolayı da “Neden denizler hızdan dolayı Ekvator’da toplanmıyor, neden nehirler yukarıya doğru akmıyor?” gibi hatalı iddialarda bulunabiliyorlar.
   
Dünya’nın dönüş hızıyla birlikte uçağın hızına dair bir illüstrasyon (Hazırlayan: Arsel B. Acar, 2017).

 

Uzaya roket fırlatma noktaları atmosferden çıkış hızlarına göre özenle seçilmişlerdir. Fizik kuralları hayatımızın her yerinde işlemektedir, Arabada  aniden direksiyonu çevirip keskin bir sağ dönüşü yaparsanız ne tarafa doğru eğilmiş olursunuz? Tabi ki Sol tarafa.


Bulunduğunuz enleme bakarak ne kadar hızla döndüğünüzü (tıpkı kuzeydeki 30º hizasındaki noktalı çizgiyle yapıldığı gibi) bulabilirsiniz (Hazırlayan: Arsel B. Acar, 2017. Dünya haritası: Pixabay).

 

Uzaydan Fotoğraflar

Son 60 senedir uzaya birçok sayıda uydu ve insan gönderildi. ISS den, Avrupa’daki ESA, Hindistan’daki ISRO,  Japonya’daki JAXA, Çin’deki CNSA, Rusya’daki Roscosmos, İtalya’daki ASI ve Kanada’daki CSA gibi ulusal ve uluslararası uzay ajanslarına veya Juno, Curiosity vb. uzay araçlarına, Türkiye’den çıkan Göktürk ile Türksat uyduları muhteşem fotoğraflar ve hareketli filmler göndermektedirler. Bunlara da mı inanmayacağız? Dünya Küre şeklindedir.

 

Dünya’nın uzaydan bir görüntüsü. ESA’dan astronot Samantha Cristoforetti tarafından ISS’de (Uluslararası Uzay İstasyonu) iken 9 Aralık 2014 tarihinde çekilmiştir (Görsel Kaynak: NASA, Nu: ISS042-E-034845).

 

Yüksek İrtifa Balonları

Bazı Düz Dünya iddiacıları yüksek irtifa balonlarına kameralar bağlayıp Dünyanın Düz olduğunu göstermeyi amaçlamışlardır. Ancak burada bir göz yanılgısı vardır. CERN’deki (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi) LHC’yi (Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) düşündüğümüzde,  LHC yaklaşık olarak 27 kilometrelik bir tünelin çevresinde dönmektedir. Çarpıştırıcıya ait fotoğraflara baktığımızda  çarpıştırıcı sanki tamamen düzmüş gibi görünecektir. Fakat yeterince dikkatli bakarsak tünelin ucunda bir yerlerde, bir noktadan sonra bir yöne doğru kıvrılmaya başladığını algılayabiliriz. Bu göz yanılgısının sebebi, kıvrılma yarıçapının sizinle cisim arasındaki mesafeye göre aşırı büyük olmasıdır. Kıvrılan devasa cisme çok yakınsınızdır. Bunu çözmenin yolu, ondan yeterince uzaklaşmaktır. Yüksek irtifa balonuyla gözlemlenen Dünya’nın çevresi LHC gibi 27 kilometre değil  40,075 kilometredir. Dolayısıyla Dünya’nın eğriliğini tam olarak fotoğraflayabilmek için yüksek irtifa balonundan çok daha fazlasına ihtiyacımız vardır.

 

Dünya Düz olsaydı  Güney Amerika’dan Avustralya’ya yapılan 12 saatlik bir uçuşu Düz Dünya haritasına göre (azimutal haritasına tekrar dikkatle bakarsanız her iki kıta birbirlerine göre ters uçlardadır) uçakların ses hızının iki katı hızında (yani 1 saatte yaklaşık 2450 kilometre hızla) gitmesi gerekirdi. Aralarındaki en hızlı olan ticari uçakların hızı saatte 800-950 kilometre arasında olduğunu düşündüğümüzde, Düz Dünyanın neden geçerli olmadığını daha iyi kavrayabiliriz. Dünyanın Düz olduğunu kabul etmek ne evrenin yapısı hakkında ne de parçacıklar hakkında konuşulabilir, ne fizik kuvvetleri hakkında yorum yapılabilir ne de ışık, ses, hareket ve nice kavramları açıklanabilirdik.

 

Siz ne derseniz deyin Dünya Küredir!

Yazan:Micheal Shannon

 

Kaynaklar:

1.Flat Earth. (2017). RationalWiki (Makale)

2.Adam, D. (2010). The Earth is flat? What planet is he on? The Guardian (Makale)

3.Wolchover, N. (2017). Are Flat-Earthers Being Serious? Live Science (Makale)

4.Schottlender, M. (2016). 10 Easy Ways You Can Tell For Yourself That The Earth Is  Not Flat. Popular Science (Makale)

5.Dunning, B. (2012). The Flat Earth Theory. Skeptoid (Makale)

6.Star and Planet Formation. (n.d.). Atacama Large Millimeter Array(ALMA) (Makale)

7.Cain, F. (2013). How Fast Does The Earth Rotate? Universe Today (Makale)

8.Stierwalt, S. (2015). Can we feel the Earth spin? Cornell University, Ask an Astronomer (Makale)

 

9.http://www.istanbul.edu.tr/eng/jfm/ozcep/jeofiziktarihi/Yerici.htm  Özçep, F. ve Akkargan, Ş., 2000, Yer içi ve Jeofizik: Tarihsel Gelişim, Cumhuriyet Gazetesi, Bilim Teknik Eki, 5 Ağustos 2000, Sayı: 698.

10.MEB Ders Kitabı

  1. https://evrimagaci.org/photo/tr/duz-dunya-komplosu

GALAKTİK İNSAN WEB TEAM

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

6 Cevaplar

  1. galaktik dedi ki:

    Murat Bei Beyfendinin yorumu Sayın Micheal Shannon Bey …Soruları sorarak aklınca cevapları da yazdığını sanarak #DüzDünya yı çürüteceğini düşünmüş olmalı.

    En basiti
    1. Soruda belliki kendisi hiçbir pilota sormamış. Ezberden yazmış.
    DüzDünyacı pilotlarda var.

    2. si Jiroskop dış etkenlerden, yer çekiminden ve merkezkaç kuvvetinden etkilenmeyen bir referans etkeni sağlar. Belliki bu aletin nasıl çalıştığınıda bilmiyor.
    Zan ile cevaplamış.

    Diğer sorularına hiç geçmiym 👎
    Düz Dünyacıların İddiaları:

    1) “Küre Dünya olsaydı, yolculuk boyunca uçaklar her birkaç dakikada bir burunlarını aşağıya eğmeleri gerekirdi.”

    Zaten uçuşlar da böyle olmaktadır, bunu herhangi bir pilota teyit ettirebilirsiniz.

    2) “Küre Dünya olsaydı uçaklardaki jiroskopların eğilmesi gerekirdi.”

    Bu çekim kuvvetinin tek yönlü çalışması demektir. Bu kesinlikle yanlıştır, çünkü tam aksine çekim kuvveti Dünya’nın merkezine doğru olduğu için jiroskop görevini düzgünce yapmaktadır (uçaklarda jiroskop elektroniktir). Eğer uçak, Dünya’nın atmosferinden dışarı çıkıp uzaya gitseydi işte o zaman jiroskobun eğildiğini görebilirdiniz. 2017’de Düz Dünya görüşünü kanıtlamak isteyen bir kişi uçağa bir su terazisi alıp kayda çekerek hiçbir değişimin olmadığını göstermek istemişti, ancak bu değişim Küre Dünyanın neresine uçulursa uçulsun görülemezdi zaten, çünkü su terazisi görevini yapmaktadır, o da çekim kuvvetine uyar. Çekim kuvveti ile ilgili çok sayıda yanlış anlaşılma var, örneğin Dünya’nın dönüş hızını hesaba kattığınızda neden havaya zıpladıktan sonra tekrar aynı yere düştüğünüzün yanıtı fiziksel olarak açıklanabilir, ancak Dünya birkaç saniyeliğine durmuş olsaydı yer çekimi olmayacağından bir felaketle karşılaşabilirdiniz çünkü eylemsizlik durumunda hepiniz olduğunuz yerden ileriye fırlardınız.

  2. galaktik dedi ki:

    Zafer Başar Beyin Yorumu Aşağıdaki video
    https://www.youtube.com/watch?t=6s&v=_zjc60I4ysc&app=desktop

  3. galaktik dedi ki:

    Bu videoyu izleyin Sayın Micheal Shannon
    https://www.youtube.com/watch?v=nUWZ7uM-tG0 Bütün yıldızlar birer ışık.

  4. Ahmet AFYON dedi ki:

    Sayın Düz Dünya savunucuları, Sn. Shannon’u bilmem ama ben pilotlarla konuştum, uçaktan fotoğraflar da çektim. Sn. Shannon’un yazdıklarını doğruladılar.Sizler de pilotlarla görüşün.Düz Dünya fikri bir komplodur.Sizleri bilimsel düşünmeye davet ediyorum.Tuhaf videolar gönderiyorsunuz.Hepsini izledim.Linktekini izleyin bir de.
    https://youtu.be/tUiP0_B6pP4

  5. galaktik dedi ki:

    Ayın atmosferi yoktur.. Toplamda 25 tonluk gaz vardır. Dünya üzerindeki taşın toprağın kumun uzaya savrulmama nedeni yerçekimi ve atmosferse Aydaki putra gibi olan incecik kum taneleri çok düşük yerçekimi olması ve atmosferi olmamasına rağmen nasıl uzaya uçup gitmiyorlar. hemde sözde düşük yerçekimine rağmen… Yuvarlak dünyacı arkadaşlar buna bir cevabınız varmı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir